
Aylar önceydi. Karşımdakine duyduğum olabildiğince yüklü negatif elektrik bulutuyla söylediğim bir şey aynı negatiflikle dönmüştü bana. Hassas bir 'ben' vardı belki içimde artı olarak. Yüzüme kabaca kapanan kapı günlerce zihnimi oyalamıştı. 'Kaba' deyip, kesip atmak işin kolay yoluydu aslında. Ama girdiğim yolda yapamazdım bunu, düşünmeliydim. Bana ne öğretilmek isteniyor? Bu insan yaşamıma neden girmiş, yollarımız neden kesişmiş. Ayna tutmak için bana geldiyse, neyi görmem gerekiyor? Zaten bende olan... Küçücük bir parça da olsa bana yansıttığı...
Bir süre düşündüm, bir süre gözlemledim. Onu kah anlamaya çalıştım, kah kızdım, kah sildim, yok saydım... Sonunda cevap geldi bir yerlerden( ki her zaman gelir, er ya da geç): Nasıl düşündüğüne izin vermeliydim karşımdakinin. Onun olmak istediği kimliğe saygı duymalıydım. İyi ya da kötü olmadığına göre evrende, kendi gibi 'ol'masına açık olmalıydım. Kabul edeyim, ya da etmeyeyim...
Derken çözülme başladı... O ruh, kimliğine izin verildiğini, kabul gördüğünü anladı. Salıverilmiş olmanın özgürlüğüyle belki de kendini sorguladı. Gün geldi, çok benzer bir pozisyon yaşandı...
Tarih tekkerür etmişti bir başka deyişle... Yeni durumlarımızın sağlamasını yapmak istercesine...
Tepkiler bambaşkaydı, sahne aynı olmasına rağmen...
Ben kapıyı açmıştım, ışık içeri girmişti bir kere...
Foto buradan