21 Eylül 2010 Salı

Ağlamak da hayata dahil



Bir mevsim boyu biriken, kurak topraklarda kuruyan yaşlar göz pınarlarına indi.
Kötü değil ama bu...
Çözülme, çözme...
Tıkanıp kalan duyular, bulaşık teli gibi karışık duygular
çözülüp süzülüyor...
Kalp de, ruh da yıkanıyor.
Bazen kırgınlıktan, bazen kızgınlıktan
boğazını tıkayan hisler,
yol buluyor dış dünyaya.
Haykırmak istercesine...
Duy beni diyor... Duyulmak istiyor.
Ağlamak güzeldir çünkü...
Ağlamak da hayata dahil.


17 Eylül 2010 Cuma

Yollara düşmek...

Atlamışsın direksiyona,
kulaklarında yolculuklara en yakışan şu ses...
Ne kavurucu sıcak var,
ne de üşüten zemheri...
Nefis bir esinti geliyor açık camdan...
Limonata tadında...
Saçlarının her telini okşuyor,
yaramazca uçmaları için üflüyor yandan yandan...
İçin hem kıpır kıpır,
hem de dingin.
Nasıl güzel bir kombinasyonsa...
Huzurlu olup, enerjinin yüksek olması demek bu...
Yollara düşmek...
Ne güzel olurdu şimdi...

14 Eylül 2010 Salı

Bilmece



Bazen coşar, kabarır, taşar...
Bazen gel-gitleri insanı yorar, bunaltır.
Üstünde yol alırken, bazen tutar adamı...
Bazen dinginliktir, huzur verir.
Öyle zamanlarda sadece ona bakmak bile insanı dinlendirir.
İyi bakarsan, mis kokar, durudur, mutluluktur.
Çöp gibi kullanırsan, kokusu burnunun direğini kırar.
Zenginliktir, besler insanın ruhunu.
Engindir her gün yeniden keşfedilebilir.
Huyunu alınca ayak uydurursun,
Biraz kurtluysan kaçar kurtulursun.
3 harflidir, yaşamımızda ya zehirdir, ya panzehir.
Bilin bakalım bu nedir?

7 Eylül 2010 Salı

"Sınır"sız...



Hep sınırları aşmak, sınır tanımamak
çok olumlu bir kavram olarak
çıkar karşımıza...
Kişisel gelişim guruları öğütler:
"Yıkın sınırları... Sınır diye bişey yok... Hiçbir şey sizi engelleyemez."

Ya günlük yaşamınızın içindeki
sizin sınırlarınızı talan eden,
kendi çitleri içinde duramayıp,
sizin bahçenizde cirit atanlar ne olacak?

Onlar zaten çoktan bu sınırsız yaşamın
kulvarlarında koşmaktalar...
Dur desen de aslında çok haklı olduklarına inandıklarından
suçlu bile çıkabilirsin sonuçta...

Tamam yaşam sizin oyun alanınız.
Ama lütfen kendi kulvarınız içinde kalmaya çalışın.
Zor olacak biliyorum ama...

11 Ağustos 2010 Çarşamba

İlahi zamanlama


Bir tohum bile açmıyor günü gelmeden...
Bir meyve düşmüyor dalından olgunlaşmadan.
Kendimizi ne kadar yırtsak
günü gelmediyse olduramıyoruz bir şeyi.
İlahi saat çalmadıysa eğer,
ne bebek düşüyor rahme,
ne kiralık ev bulabiliyorsun,
ne satın alabiliyorsun,
ne iş kurabiliyorsun...

Ama bir de zamanı geldiyse
ordu gelse, Çin seddi önüne dikilse
hiçbir şey durduramaz seni...
Bir kez daha kulağım kapıda...
İlahi zamanlamada.

10 Ağustos 2010 Salı

Sen de mi seviyorsun eleştirmeyi?


Herkes, her şeyi eleştiriyor etrafta.
Salına salına...
Birinin yürüyüşünü, birinin konuşmasını,
birinin ağzını, birinin burnunu...
Kimse çantasını açıp, aynasını çıkartmıyor içinden...
Vıcır vıcır eleştiriyorlar.
İçlerinden gelen özeleştiriyi duymamak için olabilir mi acaba?
Acaba kendini duymamak isteyenler midir daha 'noktasız' konuşanlar...
Herkes ben bu yollardan çoktan geçtim deme telaşında...

Hatta bloglarda...
Ben onları yıllar önce yazmıştım..
Aman o da yazılır mıymış havası.
'Diğerleri'ni sıradanlaştırma çabası.

Eleştirmeden önce hoşgörmeyi denesek,
olmuyorsa özümüze, içimizdeki sese kulak versek..
Belki eleştirimizin kaynağı oradadır kim bilir?

29 Temmuz 2010 Perşembe

Hepimiz 3 kişiyiz...


Olduğumuz, olduğumuzu sandığımız ve
başkalarının kafasındaki algımız...
Birileri sizi etiketliyor,
birileri kendilerinde olanı size yansıtıyor,
birileri sizi bir kalıba sokuyor,
ya da siz belki de içinde olduğunuz
kalıbın farkına varmıyorsunuz.
3 kişi BİR olduğunda herhalde
sorunu ya da soruyu çözüyorsunuz...